FRANSIZ KLAVSEN OKULU

Pianoforte öncesi klavyeli çalgı müziği

17. yüzyılın ortalarına doğru Fransa’da ortaya çıkan bir org ve klavye okulu, daha zarif, ritmik açıdan belirgin ve zengin süslemeli bir klavye üslubunun gelişimi yoluyla klavye sanatının mükemmelleşmesi üzerinde kalıcı bir etki yaratmıştır (Weitzmann, 1893, s. 26).

Erken dönem klavyeli çalgılar için danslar sıkça tercih edilen türlerdendir (bazen süit halinde gruplandırılmışlardır); bu rondo, varyasyonlar, kanon, füg vb. gibi dans formlarıdır. Ayrıca sınıflandırılması kolay olmayan kısa parçalara da sıkça rastlanmaktadır (Hutcheson, 1964, s. 20).

Bu dönem sadece güçlü tercihlerle sınırlı kalmamakla beraber, daha az ölçüde de olsa her ülke belirli dansları ve besteleri diğerlerine tercih etmiştir. İngiltere’de grave pavane, merrier galliard ve hornpipe popülerdir; Fransa ve Almanya’da ise sarabande, menuet, gavotte ve bourrée. Gigue her yerde sevilirdi. Bu taraflılıklar, Anglaise, Française, Allemande, Écossaise, Polonaise gibi isimler altında yer aldı. Varyasyon formları ailesinin (bir bas üzerine çeşitlemeler, çeşitlemeli aria, chaconne ve passacaglia) hepsi İngiltere’de iyi bilinirdi. Erken dönem Fransız bestecileri, klavsen için olan ilk programlı müziğe katkıda bulunmuşlardır. Alman besteciler ise kanon ve füg üzerinde yoğunlaşarak Büyük Bach için yolu açmışlardır (Hutcheson, 1964, s. 20).

Pianoforte öncesi klavye müziği yazan besteciler

Jacques Champion de Chambonniéres (1601-1672)

XIV. Louis’nin sarayında büyük saygı gören bir klavye sanatçısı olan (ve eşine ait bir mülkten dolayı genellikle de Chambonnières olarak anılan) Andre Champion, bu erken dönem Fransız okulunun öncüsü kabul edilmelidir. Çağdaşı Le Gallois’nın aktardığına göre, kendine has tuşe tarzı sayesinde klavsenden öylesine olağanüstü dolgun bir tını elde ederdi ki, bu sanatta ona ancak öğrencisi Hardelle kısmen yaklaşabilmişti. Öğrencileri arasında en öne çıkanlar şunlardır: Burette, Gaultier, le Bègue, d’Anglebert, Louis Couperin ve François Couperin. Chambonnières’in Paris’te yayımlanan ve ilki bestecinin ölüm yılı olan 1670 tarihini taşıyan iki klavye eseri kitabında, Rameau dönemine dek varlığını sürdüren o zengin süslemeli klavye üslubunun temelleri görülmektedir. Günümüze yalnızca çok az nüshası ulaşmış olan bu besteleri inceleyen Fétis, bunların üslubunu saf ve zarif olarak nitelendirmekte, armonik yapılarını ise dikkatli bir incelemeye değer bulmaktadır (Weitzmann, 1893, s. 26).

Chambonniéres’nin besteleme tarzı, majör ve minör modların açıkça tasvir edilmesi, ses değiştirici işaretlerin kullanılması ve sürekli modülasyon hissinin verilmesiyle, klavye besteciliği için deneysel bir döneme işaret etmektedir (Gültek, 2007, s. 34).

Louis Couperin (1626-1661)

1630 yılında Chaume’da dünyaya gelen Louis Couperin, tıpkı kendisinden küçük iki kardeşi gibi üstün bir müzik yeteneğine sahipti. Gençliğinin baharında Paris’e gitti ve orada St. Gervais Kilisesi’nde orgculuk görevine getirildi. Bestelerinden günümüze yalnızca, el yazması formundaki üç klavye süiti ulaşabilmiştir (Weitzmann, 1893, s. 27).

Besteci eserlerinde kontrpuan klavye tekniğini ve majör ve minör modları kullanır. Genel olarak kullandığı cümleleri daha iyi vurgulamak için tekrar eder ve bunu özellikle çift klavyeli klavsende, tekrarı hafif ses veren klavyede çalarak gerçekleştirir. Bu etki, Barok Dönem’de sıkça kullanılmıştır (Gültek, 2007, s. 34).

François Couperin (1668-1733)

Eski Fransız müzik okulunun en önemli temsilcilerinden biri olan Couperin, hem solo enstrüman olarak hem de oda müziğinin bir parçası olarak klavsen için çok sayıda eser bestelemiştir. Klavye için programlı müziğin öncülerinden biridir. Hayal gücü yüksek olan bestecinin eserlerine verdiği başlıkların birçoğu, müziğin ruh hâliyle uyumludur (Hutcheson, 1964, s. 23).

François Couperin, kardeşinin ölümünün ardından St. Gervais Kilisesi’ndeki görevine getirilmiştir. Bir klavye eğitmeni olarak büyük bir saygınlık kazandı; nitekim org bestelerindeki üslup titizliğine, kendisinden sonra gelen hiçbir Fransız besteci ulaşamamıştır (Weitzmann, 1893, s. 27).

Couperin’ın sanatı oldukça nesneldir, kendi iç duygularını yansıtmak yerine, doğada gözlemlediği manzaraları anlatmıştır. Arpejlerden aronileri, cümleler arası dengeleri ve kendi düşgücüyle birleştirdiği noktalı ritimleriyle tamamen kendine has ve çok hassas bir tarz yaratmıştır. Kullandığı süslemelerin doğru icrası konusunda çok titizdir: L’Art de Toucher le Clavecin kitabı incelendiğinde onun, süslemeleri ve bunlardan doğan sorunları oldukça önemsediği görülmektedir (Gültek, 2007, s. 35-36).

Jean-Philippe Rameau (1683-1764)

Operaları ve armoni üzerine yazdığı incelemeyle tanınan Rameau ise klavsen için nispeten az eser bestelemiştir; ancak eserlerinin niteliği oldukça yüksektir (Hutcheson, 1964, s. 23).

Fransız klavye okulunun son seçkin öğrencisi Jean-Philippe Rameau (ö. 1764) da aynı şekilde Fransız operasının reformcusu ve günümüzde kısmen de olsa varlığını sürdüren bir armoni sisteminin kurucusuydu (Weitzmann, 1893, s. 26).

Couperin ve Rameau, eşit düzeyde yetenekli müzisyenlerdir ancak onları ayıran, müziklerinin tamamen farklı karakterlerde olmasıdır. Org ve klavsen icracılığı ve besteciliğinin yanı sıra teorisyen olan Rameau’nun eserleri, Couperin’a göre daha programlıdır ve daha az “anlık” ögeler içerir. Armoni teorisinin çok güçlü temellerine dayanır ve ifadeyi hep en üst seviyede aktarmayı hedefler (Gültek, 2007, s. 36).

Domenico Scarlatti (1685-1757)

Döneminin popüler süit formuyla çok fazla ilgilenmemesine karşın, süiti oluşturan bölümleri tek tek ele almış ve kendi amacına uygun olacak şekilde bestelerine uyarlamıştır. 1738 yılında yayımladığı Essercizi per Gravicembalo (Klavsen için Alıştırmalar), tek bölümlü ve daha sonra sonat olarak adlandırılacak türden otuz besteden oluşmaktadır. Scarlatti’nin alıştırma anlayışı, çok sonraları Chopin’de de görüleceği gibi, basit mekanik alıştırmalar olmaktan çok, kısa ve yoğun, belirli bir tekniğe odaklanmış eserler şeklindedir (Gültek, 2007, s. 37).

Pianoforte öncesi müziğin modern piyanoda icrası üzerine

Erken dönem müziğinin modern piyanoda icrası (yorumlanması), esas olarak incelikli ve nazik bir dokunuşu, zarif ve akıcı bir üslubu, iyi bir müzikal zevki ve çevik bir parmak tekniğini gerektirir. İcrada her zaman azami ölçüde netlik korunmalıdır. Kendini ifade etme bakımından geniş bir alan mevcut olmakla birlikte, daha derin duyguların, yoğun tutkunun ve ihtişam duygusunun bu üslupta kendine yer bulmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Dokunuş ve tondaki ani karşıtlıklar, ayrıntılı nüanslandırmalardan (shading) daha uygundur. Hayal gücü, iki klavyeli klavsende elde edilen çeşitli etkilerin modern piyanodaki karşılıklarını bulma çabasında kendisine uygun bir uğraş alanı bulacaktır. Staccato icrasında bileğin kullanımı ölçülü olmalıdır; kolun ağır ve geniş hareketleri ise kesinlikle uygun değildir. Pedal kullanımından bütünüyle kaçınmak gerekmemektedir. Rubinstein, bu müziğin büyük bir bölümünü sol pedal (una corda) kullanarak icra etmiştir. Sağ pedal (sustain pedal) ise ölçülü kullanıldığında, özellikle legato pasajlara ve arpejlere çoğu zaman güzellik ve bütünlük katar. Hafif bir pianissimodan başlayan dinamik alanın, en güçlü doruk noktalarında dahi orta şiddette bir forteyi aşmaması tercih edilmelidir (Hutcheson, 1964, s. 25).

Eski müziğin büyük bir bölümü, klavikord ve klavsenin ifade olanaklarının sınırlarını aşar gibi görünmektedir. Bu nedenle modern piyanistlerin bu eserleri kendi çalgılarının olanaklarına uyarlama konusunda hevesli davranmaları şaşırtıcı değildir. Bu uyarlama işi, Tausig, MacDowell, Respighi ve diğer besteci ve piyanistler tarafından, iyi bir müzikal zevk ve takdire değer bir ölçülülükle gerçekleştirilmiştir.
Ne yazık ki, düzenleme sürecine bir kez başladığımızda, işin ölçüsünü kaçırmak son derece kolaydır. Üstün piyanist Leopold Godowsk’nin yaptığı uyarlamaların ustalığı ile müzikalitesinin hayranlık uyandırmasına rağmen, Renaissance adlı eserinde sunduğu versiyonlarda eski repertuvarın kendine özgü havasını yitirdiğini ve bambaşka bir çehreye büründüğü görülmektedir (Hutcheson, 1964, s. 25-26).

Kaynaklar:

Gültek, B. (2007). Piyano: Bir çalgının biyografisi. Ankara: Epilog.

Hutcheson, E. (1964). The literature of the piano. New York: Alfred A. Knopf.

Weitzmann, C. F. (1893). A history of pianoforte-playing and pianoforter-literature. New York: Schirmer.


İngilizce aslından çevirenler (Soyadına göre alfabetik): Uzay Gökduman, Tuğra Kanat, Lika Yıldız

Editör: Bilge Su Karaca

Bu yazı ne kadar faydalı oldu?

Puanlamak için bir yıldıza tıklayın!

Ortalama puan 0 / 5. Oy sayısı: 0

Henüz oy yok! Bu yazıyı ilk siz değerlendirin.

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.